Siyon Dağı merkezli BİP (büyük israil projesi)

Günümüzde Siyonistler vaat edilmiş topraklar kavramını özellikle Tanrı’nın bir buyruğu gibi göstererek, dînî olarak yadsınmaz bir haklılık elde etme algısı yaratmaktadır.

İşte bu uydurulan “Arz-ı Mev’ud” sınırlarında, yani Büyük Siyon-İsrail Projesinde Kıbrıs da yer almaktadır. Artık Kıbrıs’daki gelişmelere bu pencereden bakarken, çelişkiler ve söylenen yalanları da dikkate almak gerekiyor.

En son anlatımlarına göre Kıbrıs, İsrailoğullarının yerleşim yeri olarak kayıp “kabile mirasından” kaynaklanan süreç ile ortaya çıkmıştır. Ve bu kapsamda Yahudi Dan kabilesine Kıbrıs dâhil “Kudüs’ün batısında, Gazze’den Yafa’ya kadar uzanan oldukça mütevazı bir kıyı parçası” verilmiş. Fakat Kıbrıs’ı da ihtiva eden sınırlar söz konusu olduğunda bunun aşırı bir azınlık görüşü olan, Lubavitch-CHABAD Hahamı MM Schneerson’a ait olduğu kabul edilebilir. Bu planın bir parçası olarak da Kıbrıs’ın Güney’inde 2003 ve Kuzey’inde de 2008 yılından itibaren siyonist CHABAD örgütünün faaliyete geçtiğini görüyoruz.

Stratejik hedef için derin uydurma

Stratejik derinliği tartışmasız olan Kıbrıs, 1996 yılında baskısı yapılan, “Kayıp İsrailli Kimliği. Kelt Irklarının İbranice Kökeni” adlı kitapta sıklıkla bahsedilmektedir.  Kıbrıs’a da uzanan “vaat edilmiş topraklar”, MÖ 1200 civarından başlayarak tüm önemli şehirler ile birlikte tamamen yok edilmiş. Anlatımlarında tarih biliminin kabul ettiği iz olmamasına rağmen, Kıbrıs’ta erken dönemlerden beri yaşayan İsrailoğulları Dan Kabilesi olarak gösterilmiştir.

‘Kıbrıs Türk’ ise nedeni yahudi casus mu?

Aradan 3 bin yıl geçtikten sonra Portekiz kökenli Sefarad bir aileden gelen ve 1996’dan bu yana Portekiz’in İstanbul Fahri Konsolosu olan yazar Aaron Nommaz’ın ikinci kitabı olan ‘Yahudi Casus – Josef Nasi’ 27 Temmuz 2017 tarihinde yayınlandı.

Ve aradan 16 ay geçtikten (3 Ekim 2018) sonra üçüncü kitabın adı, ‘Jozef Nasi Büyük Hayaller Peşinde’ olarak baskısı yapıldı. Yazar Aaron Nommaz’a göre “Yahudi casus” ikinci kitabında kahramanlaşıyor ve eğer bugün “Kıbrıs Türk” ise yani Kıbrıs’ta Türk varlığı varsa bunda, banker ve diplomat olan, dünyanın en zengin kadını olarak bilinen Doña Gracia Mendes Nasí (1510-1569)’nin erkek kardeşinin oğlu olan Jozef Nasi’nin büyük rolü vardır.

Şalom Gazetesinde yayınlanan Aaron Nommaz röportajına göre Josef Nasi’nin istihbarat gücü, para hareketlerini çok iyi takip etmesinden dolayı her yerde ajanları olan bir banker olmasından kaynaklanıyormuş.

Bu özelliği sayesi ile de Jozef Nasi ilk önce Osmanlı’da Naksos’a dük tayin edilmiş, ardından da en önemlisi Kıbrıs’ın fetih edilmesinde önemli rol oynamış. Uydurma hikâyeye göre, Padişah ile Nasi beraber içerlerken Selim, “Bir gün Kıbrıs’ı fethetmek bana nasip olursa seni kral yapacağım” diyor. “Nasi de hayaller kuruyor, dindaşlarını oraya toplamak istiyor.”

“Kıbrıs’ın alınmasını Jozef Nasi’ye bağlamak, Siyonist Yahudilerin tarihte kendilerine bir pay çıkartmak girişimidir.”

Yahudilere ilk yerleşim yeri olarak Uganda teklif edilir!

Herzl, 1902 yılının Temmuz ayının başlarında Lord James de Rothschild ile bir araya gelerek, İngiliz hükümetinden, kendisine ait bir toprakta Yahudi kolonisi kurma olanağı sağlayacak bir sömürgecilik beratı talep etmek istediğini açıklıyor.  Rothschild, “Uganda’yı alın!” diyor. Ardından Rothschild’e, Sultan’ın kendisine Mezopotamya’yı teklif ettiğini ve kendisinin reddettiğini bildiriyor. Herzl, Ekim ayının sonlarına doğru Chamberlain ile bir araya gelerek Kıbrıs, El Ariş ve Sina Yarımadası topraklarını istediğini açıklıyor.

Birinci Siyonist Kongre’ye (1897) katılımından bu yana Suriye, Kıbrıs Adası ve El Ariş hep gündemde kalıyor. Davis Trietsch’in adı da çoğu siyonist kaynakta Kıbrıs ve Sina Yarımadası’nın sömürgeleştirilmesi çağrısıyla ilişkilendiriliyor. Siyonist örgüt, Büyük Filistin kavramını benimsediği gibi 1895’ten itibaren Kıbrıs’ın sömürgeleştirilmesini de defalarca gündeme getiriyor.

Herzl, Kıbrıs’ı, yahudi sömürge faaliyetlerinin merkezi haline getirmeyi ve ardından Osmanlı Sultanı’na ek ödeme yaparak, Filistin karşılığında takas etmeyi ciddi olarak düşünüyor. Bu düşüncesini de Herzl 20 Haziran 1896 tarihinde İstanbul’u ziyaretinde Sultan’a, “Kıbrıs’ı düşündüğünü” kaydetmiştir.

Ancak Siyonizm tarihçilerinin Kıbrıs projesini Herzl ile ilişkilendirme çabalarına rağmen, Herzl bunun Trietsch’in fikri olduğunu kabul etmiştir.  Tarihî olarak Kıbrıs’ın yahudiler tarafından sömürgeleştirilmesi fikrinin yıllar öncesine dayandığı ve on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde büyük bir örtü ile İngiliz yayılmacı politikasına bağlanmıştır.

Konuyla ilişkin Trietsch ise, “Suriye ve Filistin terimi, içgüdüsel olarak daha büyük bir Filistin’e ihtiyacımız olduğunu fark ettiğimizi kanıtlıyor. Ancak bu genişlemeyi yanlış yönde aradık. Topraklar böler, denizler birleştirir. Kıbrıs’ı kastettiğimi zaten biliyorsunuz” diyor.

Herzl’e yazdığı bir mektupta da “Kıbrıs meselesinin siyonizme ihtiyacı yok, ancak siyonizm Kıbrıs’a bağımlı” olduğunu açıklıyor. Siyonist planda Filistin’in keşfi, toprak satın alınması, sömürgeleştirme ve kolonizasyon çalışmalarının Filistin’in komşu topraklarına, özellikle de El Ariş ve Kıbrıs gibi İngiliz yönetimi altındaki topraklara genişletilmesi» vardır.

Kıbrıs’ta bugünkü durum

Bu zırvacılara göre Kıbrıs, “İşgal Altındaki Toprak”tır. Türkiye’de 150 yıldır yalanlarına boyun eğdiğimiz, sessiz kaldığımız ve duymazlıktan geldiğimiz siyonistlerin ülkemizde ve KKTC’de CHABAD çatısı altında örgütlenmelerine, örgütlü bir şekilde toprak alarak kolonileşmesine göz yumuyoruz. Biz suskunluğumuzu sürdürürken, CHABAD örgütünün sözde Mesih ilan ettiği siyonist sapkın Hahamı Menachem Mendel Schneerson da Türkiye’nin tamamını kapsayan harita ile bir kez daha olmayan vaat edilmiş toprakları göstermekte tereddüt etmiyor.

Kaynakça

Karabulut, Muammer, Vaat Edilmiş Toprak Yok! Hele de Kıbrıs’ta…, Gerçek Hayat Dergisi, s. 42-49, sayı 1119, Eylül 2025.

Yorum bırakın